
Bana sorarsanız olmaz! Ama mutlaka olur diyenlerde vardır içinizde, bu yüzden açalım konuyu derinlemesine ele alalım.
BARINAK adından da anlaşılacağı üzere barınma eyleminin gerçekleştirildiği yer , mekan olarak yerleşmiştir dilimize. Ancak uygulamada bu kavramın ifade ettiği eylemden çok uzak uygulamalar karşımıza çıkmaktadır. Birkaç tür barınak görüntüsü var ülkemizde, ama hiç biri gerçek amacına hizmet etmek konusunda yeterli değil. Ben kendimce birkaç grupta ele aldım barınakları ve hatta onlara kendimce isimlerde taktım.
İşte hem o ilginç isimler hem de neden bu isimleri aldıklarını paylaştım sizlerle.
VİTRİN BARINAKLAR: Genelde büyük belediyelerin bu konudaki hassas insanlar için hazırladığı , göstermelik, büyük , ferah mekanlar. Ancak burada yaşamaya çalışan hayvanlar için durum asla böyle değil. Genelde devletten alınan ödenek yada seçim yatırımı olarak karşımıza çıkan bu tür barınaklar ilk kurulduklarından birkaç yıl sonra gerçek amaçlarını gözler önüne sermeye başlarlar. Genelde uyutma ve toplu itlafların sessizce yapıldığı bu barınaklar hepimiz tarafından bilinmekle birlikte bu konuda ne bir ispat nede bir yaptırım geçmemektedir elimize. Yüklüce mama alımlarından bahsettikleri , mükemmel olarak lanse ettikleri, hastalıktan ari , kısırlaştırmaların düzenli olarak yapıldığı her fırsatta dile getirilen bu tür barınaklarda, işin iç yüzü asla böyle değildir. Tonlarca mama alımı faturalarını ibraz eden kurumlar açlık ve hastalıktan telef olan hayvanlar için genelde hep “ YENİ GELDİLER” ibaresini kullanırlar. Öte yandan da bilinçli eksik operasyonlar , operasyondan sonra yapılan kasıtlı ihmallerle söz konusu barınak nüfusu kontrol altında tutulur. Bu ve bunun gibi bir çok olayın aksi iddia edilirken belgelenir ve belgelerle bir çok konuda geçiştirilir. Ama bu barınaklar en kötüsü yada en tehlikelisi asla değildir.
İSTİFÇİ BARINAKLARI : Birkaç kedi yada köpekle başlayan istifçilik eğilimi daha sonraki yıllarda büyüğüne ve önüne geçilemeyen bir saplantı halini alarak sonunda söz konusu istifçiye barınak teşkil ettirmek gibi bir zorunluluk getirir. İstifçi karakterin getirdiği her türlü olumsuz yaklaşım ve inanç düzeni içinde hayvanlar akla hayale gelemeyecek muamele ve tutuma maruz kalırlar. Açlıktan birbirlerini yemeleri istifçi kişinin değil , ona yardım etmeyenlerin suçudur, kalabalık bir padokta doğumdan sonra diğer köpeklere yemek olan yavrular zira yine onun suçu değildir. Bu ve bunun gibi bir çok konuda en kötü görüntülülerle karşılaşabileceğiniz bu barınaklara gittiğiniz de genelde sizi ağlayan, acındıran, zaman zaman öfke nöbetlerine kapılan istifçiler karşılar. Amaç genelde oradaki ziyaretçilerden ziyadesi ile bir yardım koparmaktır. Kısacası İstifçi Barınaklarında genelde hayvan refahı ve sağlığı asla düşünülmez, gelen yardımlar için oradadır kişiler.
GÖNÜLLÜ BARINAKLARI: Şu ana kadar yakinen takip ettiğim bir tane örnek var maalesef , Yedikule Hayvan Barınağı her türlü olumsuzluk ve yoksunluk burada da mevcut, atılmalar terk edilmeler kısaca aklınıza ne gelirse. Ancak bu güne dek ne bir itlaf haberi neden toplu ölüm kulağıma geldi. Daha çok oradan yükselen yardım çığlıkları var halen kulağımda. İyisi ile kötüsü ile an be an takip edebileceğiniz kadar şeffaf ve açık bir yönetim söz konusu. Birebir işin içinde olan insanlar, bok temizleyen , idrar yıkayan, hasta uyuz demeden evine alıp götüren bakan insanlar var. Sanırım orası ile ilgili bana göre tek olumsuzluk BARINAK olması.
RM ( Rehabilitasyon Merkezleri) : Modern dünyadan dilimize dolanan bu terim, işlev olarak burada muhafaza edilen hayvanın hastalıklardan arındıktan sonra sağlıklı ve kontrollü bir biçimde alındıkları yerlere bırakılması esası ile kurulmuş olsalar da . Bu esas uygulamada ilk göz ardı edilen şey olmaktadır. Adı barınak yada RM olsun bir çok hayvan ( çok az sayıdaki şanslı olanlar hariç) buralarda ölümü beklemekte ve ölmektedir. En önemlisi görece küçük mekanlarda onlarca hayvanı hapsetmek üzerine kurulu olan bu sistem sizlerinde bildiği üzere artık ilk günlerdeki parıltısını kaybetmiş ve aslında sıradan barınak kavramından bir farkı olmadığını bizlere göstermiştir.
DOĞAL YAŞAM ALANLARI : bu terimi her duyduğumda gülüyorum , içim acıyarak! Hangi canlıya doğal yaşam alanı bıraktığımız gibi son derece komik bir soru geliyor sürekli aklıma. Bizlerle aynı yaşam ortamını paylaşan bir çok hayvanı yukarda adı geçen farklı yerlerde hapsediyoruz. Son yıllarda da yukarıdaki örneklere göre daha geniş alanlardan bahsediyoruz kendimizi avutmak için. Etrafı çitlerle çevrili DOĞAL YAŞAM ALANLARI… Açık ceza evi demenin en uygar şekli sanırım. Kendi adıma bu kavram ve sözde buna kavrama uygun birkaç örnekte bana göre uygulamada çoktan sınıfta kaldı.
Yazıyı buraya kadar okuyan herkesin peki bu adam ne istiyor diye sorduğunu hatta beni çok daha farklı eleştirdiğinizi duyar gibiyim. O zaman açıklamalıyım size neden bu kadar zor beğenen yada asla beğenmeyen biri olarak ne istediğimi.
Her şeyden önce hiçbir canlının sırf bizler rahatsız oluyor yada istemiyoruz diye kapatılmasını kabul etmiyorum, hangi hak ve cüretle bunu yaptığımızı hala anlamış değilim. İstifçi barınaklarında yıllarca bulunduğu kafesten gezmek için bile çıkamadan ölen köpekler görmüşken böyle bir konuda sessiz kalmamı kimse bekleyemez benden. Bazen yasak yada tehlikeli diye sadece bir metrekare bir beton zeminli kafeste ölüme terk edilen bir pitbulu görünce , kimse benden bunları tasvip etmemi bekleyemez. Bu ve buna benzer biri sürü olumsuzluk varken nasıl olurda ben bir birey olarak barınak yada adı her ne olursa olsun böyle bir kavramı savunabilirim.
Peki ! Ne mi istiyorum… ?
Hayvanların sosyalleştikleri, sokakları ve parkları insanlarla paylaştıkları, eskide kalan tabirle mahallemizin kedisi , köpeği söylemlerinin yine havada uçuştuğu o günleri istiyorum. Yada daha ileri giderek onların egemen olduğu kentlerde azınlık olarak yaşamayı istiyorum. Hepinize çok uzak bir ütopya dan bahsediyorum. Çok hayvanın az insanın olduğu mutlu şehirlerden bahsediyorum…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder