İki yada üç kelimenin yan yana getirilerek söylendiği bu tabir, birkaç kelimeye sığmayacak kadar derin ve anlamlı. Her şeyden önce şunu sormak ve cevabını aramak gerekli;
“Yaşam hakkı, kime ve neye göre vardır”
Günümüzde herkes hayvanların yaşaması gerektiğini , yaşatılması gerektiğini ısrar ve inatla savunmakta… Bu doğrudur ! Hayvanlar yaşamalı ve yaşatılmalıdır. Ama burada bir önemli nokta vardır, oda hayvan hakları , yaşam hakkı ve benzeri konularda bizlerin olaya nasıl baktığımızdır… Bizler tür olarak bu canlılara söz konusu kanun ve hakları neye dayanarak veriyoruz, onları yaşamalı yada yaşamamalı diye nasıl sınıflandırıyoruz. Sokakları , caddeleri, piknik alanlarını hatta doğal ve milli parkları neye göre kategorize ediyor , sınıflandırıyor ve buraları sahip olduğumuz hangi güce dayanarak onlardan arındırıyoruz? Bize, türümüze bu hakkı kim ve nasıl veriyor?
Başlıkta ki iki kelimenin bana göre açılımı, her canlının kendi özgür iradesi ve ortamında yaşabilmesi demektir. Ama hepimiz istifçilikle, bilinçli hayvan severlik arasındaki o bıçak sırtı çizgide bir çok kez yürümüş bulunmaktayız. Bireysel olarak sahip olduğumuz imkanlar , psikolojik alt yapımızın zayıflığı ile birleşince ortaya çıkan tablo, onlarca hayvanla paylaşılan bir ev, hayat ve yaşam hakkı konusunda söz sahibi olduğunu sanan, ekonomik ve sosyal açıdan sürünen hayatlar ve bu hayatların verdiği yaşam mücadelesi olarak karşımıza çıkıyor. Bu şekilde yazıldığında ve okunduğunda ne denli duygusuzca geldiğini biliyorum. Ama gerçeklerde bunlar. Hepimiz etrafımızda söz konusu örnekle uyumlu en az bir kişi tanımıyor muyuz ? Hatta bazıları bu konuda kendilerini bile aşıp, barınak gönüllüsü yada yöneticisi sıfatına bürünmüyor mu ? Evler dar gelince, daha geniş alanlar, devlet, belediye, gönüllü desteği ile bu gidişatı bir üst seviyeye çıkarmıyorlar mı?
Peki! Şimdi soralım yukarda ki başlık ve taşıdığı anlam nereye kayboldu ?
Bizler onlarla aynı dünyayı, aynı sokağı ,aynı caddeyi paylaşmak ve bunu öğrenmek zorundayız, ama ne yapıyoruz? Hastalık ve sapkınlık derecesinde bu hayvanların enerjisine muhtaç olan zavallı karakterlere teslim ediyor, yaşamdan ve hayattan başka bir beklentisi olmayan, misyonu ve vizyonu gelişmemiş kişilere bu canları vererek kendimizi iyi insan yada hayvan sever adlediyoruz.
Nedenli büyük bir hata ve gaflet içinde bulunduğumuz konusunda ise en ufak bir fikrimiz yok. Bir eve doldurulan hayvanlar yada bir barınak dolusu hayvan arasında aslında sayı bakımında başka bir fark maalesef yok. Birinde daha az hayvanla aynı duygusunu tatmin eden, diğerinde ise daha fazla hayvanla yetinemeyen iki karakter var. Karakterler aynı, görüntüsü, imajı, çevreye verdiği fikir her ne olursa olsun aynı.
Bir oda içinde yaşamaya mahkum bir hayvan, aç yada tok olmasıyla mı ilgilenir yoksa dışarıda özgürce dolaşmakla mı? Bir barınakta onlarca yıl kafeslerde kalan hayvanlar , barınağın güzelliği, temizliği yada yemeklerin kalitesiyle mi ilgilenir yoksa koşup oynamakla mı ?
İşte yapmamız gereken en önemli şey bu! Yani empati kurmak, insan olduğumuzu unutmak , hayata bir kedinin yada bir köpeğin gözünden bakıp ne istediğini anlamak. Bunu başaramadıktan sonra Yaşam Hakkı gibi bir şeyi savunmanında bir anlamı yok. Çünkü onları maruz bıraktığımız şey YAŞAM değildir. Nefes alırlar, verirler, yemek yerler hepsi o! Bizler aynı durumda ne kadar dayanabiliriz? Yada bize böyle bir şey yapılsa ne kadar boyun eğebiliriz? Binlerce insan bu uğurda savaşıp ölmedi mi, ÖZGÜRLÜK diye bir kavram için bildirgeler yazılıp bu uğurda savaşlar yapılmadı mı ? Kendimiz için bu denli önemli olan bir kavram konusunda hayatımızı ortaya koyabiliyorken, bizden daha zayıf ve bize bağımlı hale getirdiğimiz canlılara bu hakkı neden vermiyoruz? Kişisel egoları, psikolojik takıntıları, sosyal dışlanmışlığı, öz güven sorunlarımızı, kısacası hayattan alamadığımız her şeyi onlara sahip olduğumuz gibi aptalca bir düşünceyle telafi etmeye çalıştıkça, hiç birimiz tam olamayız. Hepimiz eksik, ezik , dışlanmış olarak yaşamaya mahkum oluruz.
Hiç bir canlı bir başka canlının, malı,kölesi,oyuncağı,zevk aracı olamaz. Onlarla aynı dünyayı , aynı evi,aynı yemeği onlar istediği kadar paylaşabileceğimizi anladığımız gün sanırım bir adım daha atmış olacağız.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder